6 Eylül 2013 Cuma

''Ben burada yaşayamam anne, burası çok gri''

 Yolculuk boyunca kafasını pencereye dayamış öylece dışarıya bakıyordu. Kaç saattir bu şekilde durduğunu kendi bile bilmiyordu. Boynundaki şiddetli ağrı onun uzun zamandır bu şekilde dışarıyı izlediğinin bir kanıtıydı. Ağrıya aldırmadan sürekli değişen görüntüyü izlemeye devam etti. Şehre yaklaştıklarını anlaması çok zor olmadı. Hızla geçen ağaçlar artık yerini elektrik direklerine ve trafik levhalarına bırakmıştı. Kırmızıya dönük sarı sokak lambaları bile bu soğuk ve gri şehri ısıtmaya yetmemişti. Henüz yaz bitmemişti fakat hava hiç öyle görünmüyordu. Bir an ürperdi ve ince hırkasına biraz daha sarıldı.

 Bu şehir çok büyüktü, çok kalabalıktı ve çok yalnızdı. Her yer uzun uzun binalar, bir koşuşturma içinde gibi görünen suratsız insanlarla doluydu. Burası griydi, insanlar bile... Kafataslarının içine beton dökülmüş insanlar her gün aynı şeyleri, aynı ruhsuzlukla yapmaktan grileşmişlerdi. Halbuki o maviyi severdi. Gökyüzünün mavisi. Burada gökyüzü bile mavi değildi, kara bulutlar şehrin daha da gri görünmesinden başka hiçbir işe yaramıyordu. Binaların arasından görünen gri bir gökyüzü. Ama o maviyi çok severdi. Denizlerin mavisini, denizin o tuz kokan mavisini, ağır ağır sallanan sandalların mavisini, denize ağını atan balıkçıların nasırlı parmaklarının mavisini, martıların çığlıklarının mavisini... Burada denizden hiçbir eser yoktu. O sonra yeşili severdi. Çam ağaçlarının mis kokulu yeşilini, böceklerin kanat çırpışlarındaki yeşili, o cennetten kopma gölün üstünde süzülen nilüferlerin yeşilini severdi. Burada yeşil yoktu, gri vardı. O sarıyı da severdi. Sonbaharda yere dökülmüş yaprakların hışırtılarındaki sarıyı, annesinin ona ördüğü hırkanın üzerindeki tekirin sarısını, papatyaların rüzgarda dans edişlerindeki sarıyı severdi. O turuncuyu, moru, pembeyi severdi ama griyi sevemedi.

 Eline bir fırça alıp boyamak istedi şehri, rengarenk boyamak. Binaları boyamak turuncuya, yeşile, sarıya, kırmızıya... Yolları, merdivenleri, alışveriş merkezlerini boyamak istedi gökkuşağının o umut dolu renklerine. İnsanların beton dökülmüş beyinlerini boyamak istedi. Gri dışındaki renklerin farkına varsınlar diye. Aldı eline fırçasını boyadı gri şehrin her karışını gökkuşağının o muhteşem renklerine.

 Gökkuşağı umut demekti, umuda boyadı şehri. Güzel günlerin geleceği umuduyla...



3 yorum:

  1. 2 saate gelmez Çağlar Bey bu konuda bir anlaşalım da :))

    YanıtlaSil
  2. tabi sözlerimizde durulmuyor :)

    YanıtlaSil